Home / Kültür-Sanat / Vahye Sarılmalıyız

Vahye Sarılmalıyız

HİSDER’de Hitit Dünyasından Bir Nevruz Efsanesi’ni anlatan eski çağ tarihçisi Prof. Dr. Güngör Karauğuz, “Mitolojiler bize, tanrı masallarını algılamamızı sağlar. Yâni vahye daha fazla sarılmamızı bize gösterirler. Mitolojileri bilmezsek yaşamımızı saran tanrıları öldüremeyiz” dedi.

Muhabirimizin edindiği bilgiye göre, Hikmet İlim ve Sanat Derneği’nin Pazartesi Sohbetleri’nde, “Türk Dünyası ile Kadîm Anadolu’nun Mirası: Bayram ve Hitit Dünyasından Bir Nevruz Efsanesi” konuşuldu.

NEÜ Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güngör Karauğuz, Nevruz bayramını herkesin kendine göre kutladığını belirterek mitos ile efsanelerin din ve kültür hayatımızda ne derece yer aldığını eski uygarlıklardan ve kutsal kitaplardan karşılaştırmalı örnekler vererek anlattı.

Moğolistan’a 2001 yılında gittiğini ve Ötüken’de kazılar yaptığını dile getiren Prof. Dr. Güngör Karauğuz,  buradaki kazı anıları ile gözlemlerini “Ötüken’de Elli Beş Gün” adlı kitapta yazdığını belirterek “Efsaneler, mitos ve mitolojiler çok önemli. Maalesef mütedeyyin kesim mitos okumuyor. Mitos okumadığı için mitosların bizim dünyamızda ne kadar yer etmiş olduğunun da farkında değil. Yani dini dünyamızı ne kadar sarstığının ve bozduğunun farkında değiller” dedi. Tanrıların masallarının (Mitos) bizim dünyamızda, özellikle dini yaşamımızda nelere etki yaptığını iki örnekle dile getiren Prof. Dr. Karauğuz, Musa peygamberin sepete koyma meselesinin çivi yazılı mitolojilerde, Tevrat’ta ve Kur’an’da geçtiğini belirterek “Mitoslar ile Tevrat’ta Musa peygamberin “sepete” konulduğu şeklinde geçerken Kur’an-ı Kerim’de Kasas suresinde “bir sandık içinde” Nil’e bırakıldığı gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Barnabas İncili’nde İbrahim peygamberin putları “balta”yla kırdığı şeklinde geçer. Kur’an’da Saffât suresinde ise “sağ eliy”le vurup kırdığı ifade edilmektedir. Biz mitoloji okumamakla, mitolojileri bilmemekle aslında Kur’an’daki kıyaslamaları da okuyamadığımız için biz baltayla bu gerçeğin üzerini örtmüş oluyoruz. Örtmek ise küfür değil midir?” diye konuştu.

 “Mitosları Bilmezsak Tanrıları Öldüremeyiz”

Batı’nın mitolojik projelerle düşünce yapımızı bozup Kur’anî düşünmemizi engellediklerine dikkati çeken Prof. Karauğuz, Havva, Habil-Kabil isimlerinin de Kur’an’da olmadığını belirterek şunları söyledi: “Saçma sapan da olsa bu mitoslar düşünce dünyamıza girdi ve namaz vakitlerimizi de Gregorian Takvimiile saatlerine göre ayarlıyoruz. Bu ayların isimlerinin tamamı bir tanrı veya tanrıçaya tekabül eder. Mart bir Roma tanrısıdır. Mayıs baharla ilgili bir bayramın adıdır. Gezegenlerden Zeus fırtına tanrısının adıdır. Bunun Roma dilindeki adı Jüpiter’dir. Venüs ana tanrıçadır. Bizler mitolojileri bilmezsek bu tanrıları öldüremeyiz. Ya değilse her tarafımızı kaplar. Bunların panzehiri mitolojilerdir. Meselâ “Atlas”, Roma’da dünyayı sırtında taşıyan tanrının adıdır. Asya ve Avrupa birer tanrıça adıdır. “Sibel”, Kibele’den bozulma tanrıça adıdır. Eros tanrıça adıdır. En çok kullandığımız “Hijyen” sağlık tanrısının adıdır. Aslında mitolojiler bize, tanrı masallarını algılamamızı sağlar. Yâni vahye daha fazla sarılmamızı bize gösterirler. Ama maalesef mütedeyyin camiada mitoloji okumak pek alışkanlık haline gelmemiş.”

Nevruz Türklerde Cemrelerle Başlar

Hayâlî’nin bir şiirini okuyan Karauğuz, Nevruz bayramıyla ilgili şu ifadelere yer verdi: “Nevruz’un 21 Mart’ta kutlana geldiğini ve hem Türk dünyasında hem de Anadolu halkı arasında bayram coşkusu içerisinde sevinç, mutluluk, umut içerisinde kutlanan bu günler Sultan Navruz, Yıl Sırtı, Yeni Gün, Tengu Toy, Bağ Bozumu, Ergenekon Bayramı gibi adlarla anılır olmuş. Fatımiler döneminden beri kutlandığı ve Alparslan’ın ordusundan Melikşah’ın nevruzu yılbaşı olarak temel aldığı, Osmanlı’da edebiyatımıza ve Nevruzîye tatlısıyla Osmanlı mutfağına kadar girdiği kaydeden Karauğuz, “Anadolu’da başlayan nevruz heyecanın ilk belirtileri Türk Mitolojisinin bir kavramı olan kor ve ateşin, yani cemrelerin önce suya, 7’şer gün arayla havaya ve toprağa düşmesi ve havaların ısınmasıyla başlamasıdır. Daha doğrusu Türk’ün anası gök, babası da yerdir. Orhun yazıtlarında da su mukaddestir.”

Kartal Türklerde Baharı Simgeliyor

Ahmet Keleşoğlu Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilensohbette Karauğuz, çift başlı kartalın Hititlerde de kullanıldığını ve eski Türklerde kartalın baharı simgeleyen bir hayvan olduğunu belirterek Müslümanların, Mitoloji ve Antropolojiye önem vererek İslâm dünyasının Kur’ânî kavramlara mutlaka geri dönmeleri gerektiğini de söyledi.

Soru-cevap kısmından sonra HİSDER’in teşekkür plaketini Prof. Dr. Güngör Karauğuz’a, Eğitim Bir-Sen Konya Şube Başkanı Şenol Metin taktim etti.

 

İsmail Ethem Taboru

About admin

Check Also

Hz. İsa’ya Kur’an Merkezli Bakılmalı

Konya Aydınlar Ocağı’nda ‘Mesih İnancı ve Hz. İsa’yı anlatan Prof. Dr. Mustafa Sami Baybal, “Kur’an’a …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir