Home / Yazarlar / Mehmet Şimşek / Kadınlarımız. (62.Bölüm)

Kadınlarımız. (62.Bölüm)

Kadınlarımız, isimli yazı dizisinin: 62. Bölümünü, anlatacağım. Konuyu, anlatmaya kaldığımız yerden; Başlayarak, anlatmaya devam ediyorum.

Acı Fakat Doğru Sözler: İstanbuldaki Muharrire Hanımlar;

Alâeddin Paşazade Semih Fethi; 01 Eylül 1908 de, İstanbul’daki: Muharrire Hanımlar, başlığıyla bir yazı kaleme almıştır. Bu, Yazıda Dikkatleri Anadolu; Kadınlarının, üzerine çevirmek istemiştir. Şimdiye, kadar kas’utahdit zannedilen: Hukuk-ı Nisvaniyenizin, Muhtadiyet’ine;  O, Harab-i Hazinede Gıptakâr: Milyonlarca, hemcinsiniz var. Der hatır, ediyor musunuz? Onlar, bir sürü analar ve kızlar. Bu, ana ve kızlar bu zamana kadar; Mevcudiyetlerinden, şu muhite hatta beşeriyete: Nispetlerinden, bile haber edilemedi. Gerçi, Şu Mahzune Hanım’ın söylediği gibi; Karılman Bonmarşe, gibi sahnelerde: Hep, o biçarelerin göz nuru, alın teriyle; Elde, edilmiş paralar bir dakikalık hazzı müstekreh: İçin, bir gecenin ternin-i teşa’şu’yı ser abisi için ısrar olunurken; Bu, sürfe kadar enşerneyip: Karadeniz’in, harim-i arnakında pinhan, perişan kalan: Yüz binlerce enin-i hayat işitilemezdi. Şimdi, artık payitahtın bütün mütefekkir; Kadınları, nefes aldıkça ciğerlerine giren havada: Kendi, hemcinslerinden birkaç milyon biçarenin; Göz, yaşından bir eser duymalı. Zevcelerine, sadık birer ev hanımı çocuklarına: Şefik, birer valide olmak feraizini takdir ederken; Onlar, için kalplerinde bir hissi-i teavün uyandırmalı.

Bilmezsiniz, fevkatürab vücuda gelmiş bir makbere-i: Haraba, benzeyen o kadar dar. O, kadar dar muzlim bir yerde yalnız çalışmak; Kışların, kahreden soğuğu yaz günlerinin: Ateş, tezyifi altında gayesiz, emelsiz, sormaksızın; Sorma, hakkını düşünmeden: Hatta hakkını bilmeksizin çalışmak mecburiyetiyle; Bütün, ömrünü bi zevk geçiren kadınlar ne, kadar bedbahttır? Onlar, ekseriyetle valideleri bir temmuz ayı güneşinin: Daire-i, ateşinde topraktan iktitaf gıda-yı- hayata; Çalışırken, başı, ayağı açıkta o cihad-i inkıta-napezir taayyüşe: Gene, bir yevm-i zafer zammeder-ken; Erkekler, dünyaya geliriz. İlk, beşikleri bir yığın ot. İlk, kisveleri bir destmal-i perişandır. Onlar, hiçbir şey giymeksizin tıflane bir ruz-i müstesna: Bir, an-ı sefa görmeksizin validelerinin arkasında tarlalarda; Ağıllarda ve ormanlarda gölgesiz veya güneşsiz, havasız: Yahut fırtınalar içinde büyürler. Alamamak, ağlayamamak, onların ezeli bir hasletidir. Söylememek, bunların daimi bir mazhariyetidir. Tarladan, dönmüş veya ağıldan gelmiş bir validenin; Hulût-İleyi ile bir kat daha koyulaşan zulmet ve aşiyan içinde: Zade-i Hayatına, bir buse-i şefkat vazetmeye takatı olmaz. Bu, takatsizlik git gide öyle bir lakaydî-i tabii hâsıl eder ki! Validesini, incitmeksizin pek zahmetsiz fakat isteksiz dünyaya gelen; Gelirken, yalnız bir şems ateşinin hand-i merhametini: Gören, bu nev-zat on dört (14) yaşına çıkar. Bir, tevarüs-i fevkalusül ile validesinin ve zaifini; Meşguliyetlerini, tamamen deruhte eder-de yanaklarında bir ana: Busesinin, şemme-i, hayalini bulamaz. Bu, Yaşta Anadolu’nun bir; Köylü, kızının mevkii içtimaisi pek hazindir. Bin, türlü mehalik o masum-ı behimiyi tahdide başlar. Hükümet’in, tahsildar kırbaçlarından: Jandarmanın, mahmuzundan başka orada; Bir, zıll-i taltifi görülmediği için hayatı: Tahammülden, her şeye tevekkülden ibaret; Gören, bu olgunlaşmamış dimağ kavrayamaz. Okumamış, bir okumuş kimse dahi görmemiş: Olduğu, için onun kadınlığa ait hissi tabiattan çıkamaz.

Bir, gün tarla da meşum bir gölge hain; Bir, tayf-ı mütecaviz hâsıl olur. Akşam, o aşiyan-ı muzlimde bir köşe sahipsiz: Boş belki günlerce, gecelerce boş kalır. Yahut o kızcağız ailesine yüzde yüz elli faizle; Faizle, para ikraz etmiş bir lütufkâr efendiye (Boğazı, tokluğuna) hizmetçi verilir. Şehir, hayatı açılmamış dimağı tenvir eder. O, suretteki beş (5) altı (6) sene sonra: Köyüne, mecburen, belki mahfuzen avdet ettiği zaman hanesini beğenmez. Tarlaya, gitmez, ailesine kaçınılmaz bir bela; Mahalle, sakinlerine muhtelif manalarla vesile-i tenazi olur. Bu, durum pek büyük faciadır.  Biraz, değil çok insaf ister. Mateessür, bir ekseriyet-i azime ile böyle bir tarzı elim hayata: Mahkûm, bu kadınlar şu ümmetin erkân-ı evvelini, unsuri aslisini teşkil ediyor. Bize, ekmek veren, para veren, mevcudiyet veren hep onların bazu-yı mütehammilidir.

Devam Edecek.

 

 Mehmet ŞİMŞEK

    Art. Yazar.

About admin

Check Also

Kadınlarımız. (70. Bölüm)

Kadınlarımız, isimli yazı dizisinin; 70. Bölümünü, anlatacağım. Kadınların Mücadeleleri Ve Örgütlenmeleri: Ellerinde, kalemleriyle savaşan kadınlar. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir