,
Home / Yazarlar / Balkanlarda Gezi (1)

Balkanlarda Gezi (1)

(Kavala, Selanik, Resneli Niyazi)

 

Bu yıl, 14-22 Temmuz günleri arasında, tur şirketlerimizden birisiyle sekiz Balkan ülkesini (Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Bulgaristan) gezdim. Sekiz günde sekiz ülkeyi yeterince gezemezsiniz ama önemli yerleri görürsünüz.

Bu yazı serisinde yiyip içtiklerimi anlatmayacağım. Bazı tarihi yapıtları, kültür-sanat eserlerini, dini ve siyasi yapılanmaları gösterip anlatacağım. Bunu yaparken önyargısız olacağım. Turumuzu birikimli bir rehberle (Mehmet Ulusoy) tamamladık, kendisine teşekkür ediyorum.

Türkiye-Yunanistan sınır kapısı İpsala’dan çıkınca bir süre Meriç Nehri’ni takip ettik. Uzun süre Osmanlı devletinin bir kıyı kenti olan Kavala’nın içinden, Osmanlı’ların yaptırdığı muhteşem su kemerlerini izleyerek yolculuğumuzu sürdürdük. Selanik’e girdik, burada ilk işimiz T.C.’nin kurucusu, büyük devlet ve düşünce adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu evi gezdik.

Ev orijinal durumunu koruyor, bakımı güzel, ziyaretçilerine hizmet veriyor. Ancak, gezimin ilk hayal kırıklığını burada yaşadım. Şöyle ki: Ev dar bir sokakta, üç taraftan yapılarla sıkıştırılmış. Atatürk’ün doğduğu evi rehberimiz tanıttı, giriş ve çıkışlarda yabancı görevliler var. Orada, Atatürk’ü güzelce anlatan bir Türk görevlisi olmalıydı, yok. Evin çıkışında, bir sayfası Türkçe, diğer sayfaları yabancı dilde, Atatürk ve evini tanıtıcı sekiz sayfalık broşür aldım. Hepsi bu kadar.

Gönül isterdi ki, Atatürk’ün doğduğu evin üç kenarındaki yapılar Türkiye tarafından satın alınsın, yıktırılsın, ev biraz meydana çıkarılsın, Atatürk’ü çok güzel anlatan Türkçe bir broşür ve hiç değilse orta ölçekli bir kitap bastırılsın, Türk ve Türkçe bilen her ziyaretçiye verilsin. Bunlar yok. T.C.’nin yöneticileri şimdiye kadar Atatürk’ün doğduğu ev konusunda kadar ilgisiz olmamalıydılar. Bir nimetin kadrini bilemeyenler, o nimetin kaybından sonra acı çekerler.

Atatürk’ün evinden çıktıktan sonra Selanik’in simgesi haline gelen Beyaz Kule’nin önünde gezindik. Bu tarihi yapı Kanuni döneminde Bizans kalıntısı üzerine yapılmış büyükçe bir kuledir. Osmanlılar döneminde kale, hapishane, mühimmat deposu olarak kullanılmış. İkinci Mahmut üç bin Yeniçeri askerini bu kulede kılıçtan geçirdiği için “Kızıl Kule” olarak da anılmış. İkinci Abdülhamit bu imajı silmek için kuleyi beyaza boyatmış; bu kez adı “Beyaz Kule” olmuş. Bazı Osmanlı padişahlarının, mahkumları deniz kenarındaki bu kuleye hapsettirerek nemli havada öldürttükleri söylenir.

Resneli Ahmet Niyazi (1873-1913):

 

Gezimizin ikinci gününde rehberimiz Resneli Niyazi’yi anlattı. Yeni edindiğim bilgilerle birlikte Niyazi Bey’den kısaca söz etmeyi görev sayıyorum. Resne, Makedonya Cumhuriyeti’nin Güneybatısında bulunan bir kasaba. Niyazi Bey 1897’de burada doğmuş. Doğup yaşadığı yer ve yıllar Osmanlı’nın dağılma sürecine girdiği, içimizdeki azınlıkların isyan ettikleri, Osmanlı Türk-Müslüman ahalinin sıkıntılar çektiği, “istibdat” yönetiminin zirve yaptığı yıllardır.

Resneli Ahmet Niyazi, Manastır Askeri Rüştiyesi ve İdadisi’nden sonra İstanbul’da Harbiye’yi bitirmiş, subay olmuş. 1897’de başlayan Türk-Yunan savaşına katılmış, başarılar sağlamış, ödüllendirilmiş. Başarısını kıskananlar olmuş, pasif görevlere atanmış. İttihat ve Terakki Partisinin kurucusu ve öncülerindendir. Hem fikir öncülüğü yapmış, hem padişahların baskılarını kırmak, “meşruti” yönetime geçişi sağlamak için çevresine topladığı fedailerle dağlara çıkmıştır. Dağda bir geyik yavrusunun kendisine öncülük ettiğini görerek hep o geyik yavrusuyla gezmiş, geyiğini İstanbul’a bile getirmiştir. Geyiği herkes görüp konuştuğu için o zamandan beri, “Geyik muhabbeti” sözünü tekrarlarız.

Resneli Niyazi, II. Meşrutiyetin ilanını sağlayan liderlerdendir. 31 Mart İrtica kalkışmasını bastırmak için İstanbul’a kadar gelmiştir. Vatan ve hürriyete düşkünlüğünden, bu yolda yaptığı özverilerinden dolayı kendisine: “Vatan fedaisi, Hürriyet kahramanı” denmiştir. O’nun: “Biz Kanun i Esasi’nin hemen bugün meriyete konmasını istiyoruz. Hükümet bunu sağlamazsa millet zorla alacaktır” sözleri, eşine yazdığı mektupta: “Sakın ağlama. Beni Allah’a emanet et… Şu fani dünyada ölüme mahkum olan insanların mukaddes vatanımızın uğradığı şu felakete herkes gibi seyirci olarak yaşamayı pek hakir gördüm. Bizi vatan besledi, büyüttü. Vatan olmazsa biz de yokuz demektir. Gerçi seni çok severim fakat toprak ve vatanımızı dünyada her şeyden ziyade severim” açıklamaları ideallerinin yüceliğini anlatır.

Resneli Niyazi Ohri’de, hürriyet için dağa çıkınca, Askerler: “Yaşasın Padişah” yerine Yaşasın Millet. Ya Ölüm Ya vatanın Kurtuluşu” diye bağırmışlar. İstiklal Savaşımızın, “Ya istiklal Ya Ölüm” sloganı ilhamını bu çıkıştan almıştır. Atatürk: “Eğer meşrutiyetçiler olmasaydı Cumhuriyet olmazdı. Resneli Niyazi gibilerine çok şey borçluyuz” der.

Resneli Niyazi Balkan Savaşları’na katıldıktan sonra İstanbul’a gitmek için Avlonya İskelesi’nde vapur beklerken, 8 Temmuz 1908 günü, Balkan komitacıları (yahut kendi koruması) tarafından tabanca kurşunlarıyla şehit edilmiştir. “Ne şehit oldu ne gazi, boşuna öldü Niyazi” o şahadeti anlatır. Resneli Niyazi’nin yaşadığı idari, siyasi ve bölgesel olumsuzluklar ile bugün Türkiye ve çevresinin yaşadığı olumsuzluklar birbirine benziyor.

 

Devamı var.

 

Not: Bu yazı serisini arka arkaya yayınlamayacağım, araya başka yazılar girecek. Bunun nedeni hem sıkıcı olmamak ve hem de güncel olaylardan kopmamaktır.

 

Yusuf DÜLGER

About admin

Check Also

Balkanlarda Gezi (4)

(Türkiye Cumhuriyeti’nin Düşmanları ve Balkanlar) Biz Rumeli (Balkanlar’ın Güneydoğusu), Balkanlar ve Avrupa’nın doğusunda 5 yüzyıldan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir